TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Milliyet Gazetesi yazarı Zafer Şahin’e konuştu. Fon krizinden, Terörsüz Türkiye sürecinde gelinen son aşamaya kadar bir çok konuda açıklamalarda bulundu
Fon vurgunu ahlaksızlıktır namussuzluktur
■ Fon kriziyle bir yasal düzenleme şu anda Meclisin gündeminde. Bu iş nasıl neticelenecek?
Komisyonda görüşmelerine başlandı. Gerçekten çok vahim bir durum. İlk andan itibaren çok açık bir şekilde bu sürecin üzerine gidiliyor. Sayın Cumhurbaşkanımız, bendeniz ve devletin bütün ilgili birimleri, ilgili bakanlıklar bu konudaki kanaatlerini hiçbir tereddüde mahal bırakmaksızın ortaya koyduk, koyuyoruz. Bu büyük bir haksızlıktır, büyük bir zulümdür, gariban vatandaşın biriktirdiği paraları hatta arabasını, evini satarak helal paralarıyla oluşturdukları bir fonu haksız yere hortumlamaktır. Bir koyup on bin almaktır. Bu ahlaksızlıktır, namussuzluktur. Buna karşı asla taviz vermeden kim yaptıysa, hangi gerekçeyle yaptıysa, hangi açgözlülüğün esiri olup bu işlerin içerisine girdiyse herkes, kim varsa bunlar ortaya çıkarılmalı ve hesabı sorulmalıdır. Milletimizin tamamının beklentisi budur.
Fon Kurulu da ilk andan itibaren çok etkin, gerçekten güçlü tedbirlerle süreci yönetiyor. Ama millet bunun bir de mahkemelerdeki yansımasını, yani hukuk önünde hesap verilmesini bekliyor. Onun da en kısa zamanda gerçekleşeceğini düşünüyorum.
Yolsuzluk yapanın dinlisi, dinsizi olmaz
■ Fon kriziyle alakalı muhafazakar sivil toplum kuruluşları bildiriler yayımladılar. Tam da bahsettiğiniz çerçeveyi söylüyorlar. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Bu meselenin maalesef Türkiye için yeni olmadığını biliyoruz. Geçmişte Banker Kastelli vardı, Jet Fadıl diye bir fenomen vardı. Şimdi maalesef böyle birtakım hırsızlar, arsızlar her zaman oluyor. Hırsızlığı, arsızlığı din ya da dinsizlik üzerinden tanımlamak kadar vahim bir şey olamaz. Haksızlık yapanın, yanlışlık yapanın dinlisi dinsizi olmaz. Suç bizatihi suçun kendisiyse, açık bir suçsa onun üzerine gidilmesi lazım. Burada muhafazakâr STK’lar bunu söylüyorlar sorunuza da bunun muhafazakarlıkla, muhafazakar olmamakla bir ilgisi yok. Vicdan sahibi olan herkes bu konudaki hassasiyetini dile getiriyor. Bunlar aslında toplumun genel beklentileridir.
Aliyev, Cumhurbaşkanımızla müzakere edecek
■ Türkiye- Azerbaycan ilişkileri son dönemde gergin bir seyir izliyor. İki ülke arasındaki tansiyon nasıl düşecek?
Kesinlikle bunu iki ülke arasında bir kriz haline dönüştürmemek lazım. Azerbaycan’ın Karabağ topraklarını işgalden kurtarmasında en büyük desteği koşulsuz bir şekilde veren ülke Türkiye’dir. 44 günlük o muazzam kurtuluş savaşında, Karabağ topraklarının işgalden kurtulması savaşında Türkiye’nin sınırsız bir desteği oldu. Her alanda, özellikle uluslararası alanda Azerbaycan’ın her zaman yanında olduk.
Türkiye-Azerbaycan dostluğu, kardeşliği öyle bir günde kurulmadı, birkaç durumla da ortadan kalkacak değildir. Haydar Aliyev’in söylediği gibi “Bir millet, iki devlet” anlayışının bozulmayacağını ümit ediyorum. Azerbaycan’daki bazı uygulamalar dolayısıyla biz dostlarımıza, kardeşlerimize gerekli tavsiyelerde bulunuruz. Bu asla Azerbaycan’ın iç işlerine karışmak, müdahale etmek anlamına gelmez. Benzer süreçlerden çok çekmiş olan Türkiye olarak bu tür bireysel hakların yasaklanmasıyla ilgili uygulamaların fayda getirmeyeceğini biliyoruz. Bunu da Azerbaycanlı dostlarımızla her platformda paylaşırız.
Roma’ya hareketimizden önce TBMM-Azerbaycan Dostluk Grubu Başkanı aradı, dostluk grubundaki milletvekili arkadaşlarımızı Türkiye’ye davetimizi ifade ettik. Böylece hem ilişkilerimizin sıhhatini göstermek bakımından hem de varsa konuşacağımız konuları yetkili arkadaşların ağzından konuşulmasını, müzakere edilmesini temin edeceğiz. Ay sonunda da Sayın İlham Aliyev Türkiye’de, Türk Devletleri Teşkilatı Liderler Zirvesine katılacak. Orada da Sayın Cumhurbaşkanımızla müzakere edecek.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması
■ Ne zaman Meclis’e gelir?
Daha bize herhangi bir yazı intikal etmedi. Usul olarak biliyorsunuz bunun bir uluslararası anlaşma haline gelmesi için Meclis Başkanının imzasıyla Cumhurbaşkanlığın-dan gelen teklif Genel Kurula havale edilir. Henüz bu aşamaya gelinmedi. Teklif gelince kısa bir süre içerisinde Meclisin önce komisyonuna, ardından da Genel Kuruluna gelir ve Meclis görüşmelerini yapar.
■ Asker gönderilmesi gibi bir konu olursa Meclis ayağında ayrıca bir süreç olacak mı?
Daha metin gelmedi. Meclise geldiğinde bunlar konuşulur. Tabi bu konuda çok farklı fikirler müzakere edilecek. Kararı verecek olan Meclistir. Ama prensip olarak Türkiye şimdiye kadar yabancı ülkelerde yapmış olduğu askeri misyonlarının hiçbirisinde savaş amacıyla bulunmamıştır. Hepsinde oraların güvenliğini sağlamak ve barışın tesisine katkı sunmak için oradadır. Afganistan’da öyle olmuştur, Balkanlar’da öyle olmuştur, Somali’de öyle olmuştur.
Şu anda süreç kendi yolunda devam ediyor
■ Terörsüz Türkiye sürecinde son durum nedir? Dört lojistik mağaradan terör örgütünün çekildiği kamuoyuyla paylaşıldı. Daha önce de iki mağaradan çekilmişlerdi. Bunların lojistik barınma yerleri mağara sayısı tam olarak biliniyor mu? Terk ettiler mi, teslim mi ettiler?
Hem Türkiye’nin içerisinde hem Türkiye’nin dışında Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, istihbarat teşkilatlarımız sahayı avuçlarının içi gibi biliyor. Nerede ne var, nerede kim var, hangi mağara var, bunlar biliniyor. Sadece “mağarayı teslim ettik” demekle de bu olmuyor. Güvenlik birimleri tarafından teyit edilerek süreç işliyor. Türkiye’nin içerisinde PKK’nın hiçbir silahlı unsuru kalmadığını hem PKK açıklıyor hem de güvenlik birimleri bunu teyit ediyor. Söylediğiniz gibi oradaki mağaraların sayısını devlet biliyor, istihbarat birimleri biliyor, güvenlik birimleri biliyor. Bunların süratle terk edilmesi sürecin sağlıklı işlemesi için çok önemlidir. Ama bundan daha önemli olan zihinlerdeki silahın bir daha ele alınmamak üzere, bir daha silahlı mücadeleye dönmemek üzere yakılması, gömülmesidir. Esas olan budur. En başından beri söylüyoruz. Yoksa bugün bütün silahlarını gelip tek tek teslim etseler bile Allah muhafaza, yarın şartlar başka bir şekilde tezahür ettiği zaman Orta Doğu’da en rahat bulunan malzeme silahtır; istediğiniz her türlü bombayı, istediğiniz her türlü silahı bulabilirsiniz. Burada PKK’nın süratle silahsızlanmayı temin etmesi ve bu sürecin yasada belirlendiği üzere hem Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığındaki kurul vasıtasıyla hem de güvenlik birimleri vasıtasıyla takip edilerek nihayete erdirilmesi lazım.
■ Kasım ayına yetişeceğini düşünüyor musunuz?
Ben şuna bakıyorum. İlk andan itibaren, en zor zamanda bile Terörsüz Türkiye sürecinin asla akamete uğramayacağına inananlardanım. Çünkü işin ilk düğmesi doğru iliklenmiştir ve iş kendi rotasında ilerliyor. Üç ay geç olur, beş ay geç olur, bunların hiçbir önemi yok. Mühim olan yoldan çıkmamaktır. Şu anda süreç kendi yolunda devam ediyor.
■ Terörsüz Türkiye konusuna İmralı’nın daha müspet DEM Parti’nin biraz daha mesafeli durduğu yönünde birtakım iddialar da kamuoyuna yansıyor. Siz bir fikir ayrılığı ya da rol paylaşımı olduğunu düşünüyor musunuz?
Bu süreç, artık toplumun kahir ekseriyetinin kabul ettiği bir süreçtir. Millet artık bir daha terör, bomba, silah, çatışma istemiyor. Üç senedir memleketin hiçbir yerinde neredeyse hiçbir olay olmuyor. İki önemli durumdan bahsedeyim. Geçen sene Gabar Dağı’nı milletvekili arkadaşlarımızla ziyaret ettim ve orada petrolün çıktığı yerde incelemelerde bulundum. Bu sene de Cudi Dağı’nda Hazreti Nuh Peygamber’i anma törenine katıldım. Daha evvel bir tek sivilin çıkamadığı yerlerde şimdi insanlar huzur içerisinde, rahat içerisinde bulunuyor. Ayrıca bu huzur, esenlik ortamı devam ettiği sürece terör baronları, savaş baronları kaybedecek. Onların kaybettiğini göreceğiz. Kazanan da barış ekonomisi olacak. Vatandaşlar barışın vermiş olduğu zenginliğin, refahın paylaşıldığını ve bunun tabana yayıldığını bir şekilde görecekler, hissedecekler. İnşallah bir müddet sonra bunu da hep beraber göreceğiz. Sınır aşan sinerji koridorları vasıtasıyla, yani bölge şehirlerinin birbirlerine bağlandığı, kendi aralarındaki ticari faaliyetlerini, yatırım faaliyetlerini, eğitim, kültür ve turizm faaliyetlerini artırdığını görecekler ve insanlar derin bir nefes alacaklar. Hatta bir adım ötesini söyleyeyim. Bir müddet sonra aramızdaki bu sınırların da aslında hiçbir anlam ifade etmediğini bizzat Türkiye’deki, Suriye’deki, Irak’taki ve diğer bölge ülkelerindeki halklar görecek. Bundan daha kuvvetli bir toplumsal motivasyon olabilir mi? Karşı çıkanlar olacak mı? Olacak. Savaş baronları, terör baronları mutlaka bundan rahatsızlık duyacaklar. Bunun hiçbir önemi yoktur. Şunu çok net söyleyeyim. Kim karşı çıkarsa kaybeder.
