Popüler "mezhepçilik" tartışmaları mı ahmaklık yapıyor, yoksa ahmaklar mı bu tartışmaları çok seviyor, bilemiyorum.
Benim bildiğim şudur: Bir ahmakla tartışıyorsanız, "İki ahmak tartışıyor" derler.
Hayır yani, iki farklı mezhebin mensupları arasında savaş çıkar, hâliyle mezhep tartışması söz konusu olabilir, anlarım. (Dikkat isterim, anlamlı bulurum demedim, anlarım dedim.)
Lakin ortada mezhep savaşı yok. ABD-İsrail ile İran savaşı var. Yani, Gazze soykırımcısı ittifak ile komşumuz İran arasındaki savaş.
Komşumuz dediğim, mezhebi üzerinden "ötekileştirilen" İran'ın yüzde 20'si Sünni. Türk kökenli nüfus da bir hayli fazla. Kürtlerin Türkiye'deki nüfus oranından daha fazla diyeyim de varın ötesini siz hesap edin.
***
Kaldı ki haksız yere saldırıya uğrayan (ve ilk mektep kız öğrencileri bombalarla paramparça edilen) bir ülkenin dinine, mezhebine, diline, ırkına bakılmaz.
Dahası, İran halkı gırtlağına kadar ateist veya Hıristiyan veya Anti-Siyonist Yahudilerden (Ortodoks/Haredi Gruplar) ibaret olsa da fark etmez.
Kıymet hükmümüz "Zulme maruz kalanın yanında, zalimin her daim karşısında durmak" değil midir?
Halihazırdaki haksızlığa ve zulme uğratılanın vaktiyle yaptığı hiçbir yanlış, sonuç itibarıyla zalimle saf tutmak anlamına gelecek korkunç bir ilkesizliğin mazereti olamaz.
İlkeli olmanın mesafelerle de alakası yoktur.
Demem o ki, zulme maruz kalanın İran misali komşumuz olması gerekmez, Küba veya Venezuela olsa da kıymet hükmü değişmez.
***
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dünya durdukça durası geçen günkü konuşması rahmetli Cahit abinin "Yedi Güzel Adam" şiirindeki "Ümmeti gözetmen gerekli" dizesinin muazzam karşılığı mesabesindeydi.
Buyurunuz bu konuşmanın bir kısmını birlikte dinleyelim: "Nerede olursa olsun acımasızca öldürülenler bizim kardeşlerimizdir. Son nefeslerini okul sıralarında veren çocuklar bizim yavrularımızdır. Evlat acısıyla yürekleri Kerbela'ya dönen kadınlar bizim annelerimizdir. Bombaların enkaza çevirdiği şehirler aynı şekilde bizim şehirlerimizdir (...) Katliam şebekesinin gözünde adımızın Ali olmasının, Mürteza olmasının, Ömer olmasının, Ayşe, Zeynep, Hasan, Hüseyin olmasının ne farkı var? (...) 27 gündür hiçbir ilke, değer, norm gözetmeyen saldırganların nazarında Şii veya Sünni olmamızın, Türk, Kürt, Arap ya da Farisi olmamızın Allah aşkına bir farkı var mı?.. Mezheplerimiz, kökenlerimiz farklı olsa da coğrafyamızın dört bir yanında akan kanlar, soruyorum, bizim değil mi?.."
İşte ölçü de duruş da budur.
Gelgelelim, Cumhurbaşkanımız bu denli sarahatle uyardığı halde kalplerinde hastalık olanlar, "Sünni veya Şii olmanızın bizim gözümüzde önemi yoktur" diyen soykırımcı Netanyahu'nun bıçağını yalarcasına mezhepçilik yapmaya tam gaz devam ediyorlar hâlâ.
A'raf Suresi 199'da "Cahillerden yüz çevir" buyurulur... Cahillik de bir yanıyla cibilliyetsizliktir. Ki eşek yükü kitap okusan da kurtulamazsın.
Nasıldı o türkü beyim:
"İnan sana değil kastım / Cahille sohbeti kestim..."
