
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 11 ilde inşası biten yarım milyona yakın deprem konutuna ciğere ulaşamayan kedi misali burun kıvıran CHP’yi yine topa tuttu ve “1939 Erzincan depremi olduğunda dönemin iktidarı vatandaşa yardım namına sadece 8 çivi tevzi etmiş, fakat bu 8 çivi ile ev inşa etmenin sırrını milletimize öğretmemişti” diye noktayı koydu. Gerçekten de 1 Şubat 1940 tarihli Haber gazetesinin manşeti şöyleydi:
“Zelzele sahasında, dün bahsettiğimizden başka bir köyde de aile başına sekizer çivi tevzi edilmiş fakat sekiz çivi ile bir ev inşa etmenin sırrı köylülere öğretilmemiş!”
1 Şubat 1940 tarihli Akşam gazetesinde ise kısa bir yorum dikkat çekiyordu. “Sekiz çivi bir ailenin ne işine yarar!” diye soran gazete, şu detaya yer veriyordu:
“Suşehri’nin Ezbider nahiyesinin Ağusundu köyü zelzele felâketine uğrayan mıntıkadadır. Buradan tanıdıklarımız geldi. Köye üç kilo çivi verdiklerinden her aileye sekiz çivi düşüyormuş.”

Deprem dönüşü poker oynayan Reisicumhur
27 Aralık 1939 tarihinde vuku bulan ve Erzincan, Sivas, Tokat, Amasya, Giresun, Ordu, Samsun gibi birçok ili etkileyen 7.9 büyüklüğündeki depremde ölü sayısı 33 binin, yaralı sayısı 100 binin üzerindeydi. Yıkılan bina sayısı ise 116 bin 720 idi. Erzincan şehir merkezi neredeyse haritadan silinmiş ve kuzeyde yeniden inşa edilmişti.
Büyük Erzincan depremi, yalnız 10. Yıl Marşı’yla milleti gaza getiren Tek Parti idaresinin iflasını değil, aynı zamanda yöneticilerin beceriksizliğini de ortaya koymuştu. Beceriksizlik mi yoksa vurdumduymazlık mı? Galiba ikincisi. Sebebi mi? İşte bir misal:
3 Ocak 1951 tarihli TBMM tutanaklarında DP’li vekil Zeki Erataman, o tarihte CHP Genel Başkanı olan İsmet İnönü’nün yüzüne şunları söylemiş:
“Sayın Devlet Reisi Erzincan’a geldiği zaman biz de Kemah istasyonunda kendilerinin treninin geçmesini bekliyorduk. Arkadaşlar, tam Kemah istasyonuna geldikleri zaman verilen emir şu idi: Trenin pencerelerini kapatın. Maksat, pencerelerden görünmemeleri idi ve perdeleri çektiler. Istırap içinde pencereden baktığım zaman gördüğüm manzara şu: Riyaseti Cumhur treninde Sayın İnönü, Kemal Gedeleç, Kâzım Orbay ve bugün tanımadığım bir şahıs oturmuşlar, oyun oynuyorlardı. Oynadıkları oyun briç mi idi, poker miydi bilemiyorum. Erzincan’dan ayrılalı daha yarım saat olmuştu, bu kadar kısa bir zaman içinde hem oyun oynamaya başlamak suretiyle bu milletin hissiyatı ile bilmiyorum, başka ne şekilde alay edilir?”
Milletle daha nasıl alay edebilirlerdi ki!
Lakin sabredin. Henüz son sözü söylemedim.
Bin ev yapmayı beceremediler
Siz şimdiki gibi devlet 3 yılda yaraları epeyce sarmıştır zannediyorsunuzdur ama tam 9 yıl sonra devletimiz nihayet 1.000, yazıyla BİN ev yapmaya karar vermiş. Yapmış değil, yapmaya karar vermiş. Tarih mi? 30 Haziran 1948. Akşam gazetesi şu haberi yapmış:
“ERZİNCAN’DA 1.000 EV YAPILACAK"
1939 senesinde Erzincan ve havalisinde vuku bulan yer sarsıntısından zarar gören vatandaşlarımızın yeniden ev sahibi yapmak üzere Bayındırlık Bakanlığı, Erzincan’da 1000 ev yapılmasını kararlaştırmış ve projeler hazırlanmıştır. Yapılacak bu evlerin inşasının Cumhuriyet'in 25 inci yıl dönümüne kadar tamamlanmasına çalışılacaktır.”
Peki hedefe ulaşılmış mı?
Ne gezer. Uzun yıllar sonra ancak 650 ev yapılmış, sonra Avustralya ve İsveç’ten prefabrike evler ithal edip 400 aileye teslim edilmiş. Hepsi bu. Yıkılan ev sayısı 30-40 bin, teslim edilen ev 650 adet, ancak ithal prefabrikelerle 1.000’i buluyor.
Buna mukabil CHP’nin halka akıttığı en keskin teselli pınarı nedir biliyor musunuz? Anlı şanlı bir İsmet İnönü heykeli.
Millet aç, perişan ama lafın gelişi değil, hakikaten perişan. Nitekim CHP’li vekil Behçet Kemal Çağlar, 24 Ocak 1949 günü depremden 10 yıldan fazla zaman geçtiği halde yeni Erzincan’ın bir türlü kurulmayışını TBMM kürsüsünden şöyle şikayet ediyordu:
Depremin ilacı heykel
“Niçin yeni Erzincan on senedir hâlâ kurulamamış ve halk hâlâ tahta barakalarda üst üste sıkışmış dururken yeni şehre ayrılmış arsalar boşluğu ortasında bir heykel dikilmesini hoş görmek, niçin bunu önlememek?”
Halk 10 yıldır tahta barakalarda üst üste sıkışmış dururken CHP idaresi şehrin en büyük eksiğini gideriyor, devasa bir İsmet İnönü heykeli için yarışma düzenleniyor. Depremzedelere dağıtılacak yüz binler betona bağışlanıyor; depremin yaraları heykel yapılarak sarılıyordu.
Anadolu Ajansı’ndan alıp, Özgür Özel’e anlatır gibi aktaralım:
“Güzel Sanatlar Akademisi müdürlüğünden vilâyetimize gelen bir yazıdan yeni Erzincan şehrinde yapılacak tarihî İnönü abidesinin müsabakaya çıkarıldığı anlaşılmıştır. Abide millî mahiyette olduğundan yalnız Türkiye Cumhuriyeti tabiiyeti ve Türkiye'de heykeltıraşlık salâhiyetini haiz kimseler müsabakaya iştirak edebileceklerdir. Teklifler 7/1/1943 gününe kadar kabul olunacak, birincisine 1.500, ikincisine 500, üçüncüsüne 300 lira mükâfat verilecektir. Bu haber bütün Erzincanlılar arasında sevinç uyandırmıştır.” (Akşam, 19 Eylül 1942)
Erzincanlıların “İnönü heykeli yapılacakmış, yaşasın!” çığlıklarını duyuyor gibiyiz, değil mi?
Köylüye, Nermin Abadan Unat’ın aktardığına göre “Gerekirse karılarınızı satın” diyenler de, Necati Doğru'nun 27 Şubat 1989 tarihli Milliyet’te yazdığına bakılırsa “Açız” diyen köylüye “Açsanız b.. yiyin” diyen CHP Genel Sekreteri Recep Peker gibiler de bunlardandır.
Bunlar yalnız beceriksiz ve vurdumduymaz değil, milletle alay etmeyi meslek edinmiş, halka tepeden bakmayı marifet bilmiş bir güruhtur.

