nde ABD'den sonraki en güçlü orduya sahip olan Türkiye, bu kapasitesiyle yalnızca caydırıcılığını artırmakla kalmıyor; aynı zamanda bölgesel ve küresel ölçekte yeni büyüme fırsatlarının da kapısını aralıyor.
Bu başarının tesadüf olmadığı açık. Uzun soluklu, planlı ve istikrarlı kamu yatırımlarının ürünü olan bu tablo, savunma ihtiyaçlarının yüzde 80'ini yerli imkânlarla karşılayan bir Türkiye resmi çiziyor. Bugün Türkiye, Avrupa ve ABD için güçlü bir "ortak", Rusya ve Çin için dengelenmesi gereken bir "aktör", Türk dünyası için ise referans alınan bir "büyük abi" konumuna yükselmiştir.
15-20 yıl önce hayal bile edilemeyen bu seviyeye ulaşmak, elbette uzun vadeli bir siyasi iradenin ürünüdür. Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki iktidarın savunma ve dış politikadaki kararlı duruşu, bu dönüşümün en belirleyici unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.
İşte tam bu noktada iktidarla muhalefet arasındaki makasın ne denli açıldığı daha iyi anlaşılıyor. CHP'nin mevcut yönetimine ve korsan genel başkanına baktığımızda ise durum iç açıcı değil. Son günlerdeki mesailerine bakıyorsunuz; Kur'an-ı Kerim'e, Peygamberimize ve milletin ortak değerlerine komedi kisvesi altında hakaret eden bir zavallının peşinde koşmaktan başka bir gayret göremiyorsunuz.
Ne yazık ki muhalefetin vizyonu, kişisel kariyer hesaplarından ve koltuk endişesinden öteye geçemiyor. Ekonomik sıkıntıları istismar etmenin ötesinde, ne ülkenin geleceğine dair bir projeleri var ne de milletin beklentilerine verebilecekleri bir cevapları. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ortaya koyduğu vizyonla kıyaslanabilecek bir liderlik vasfından son derece uzaklar.
Elbette muhalefetin iktidar alternatifi olabilecek bir seviyeye ulaşması, sağlıklı bir demokrasinin gereğidir. Ancak bunun ilk ve zorunlu şartı, milletin değerlerine karşı yürüttükleri bu savaşı sonlandırmalarıdır. Aksi halde vizyon farkı, giderek uçuruma dönüşmeye devam edecektir.
