Kurtuluş Tayiz
Köşe Yazarı
Kurtuluş Tayiz
 

Netanyahu'yu bitiren konuşma

Cumhurbaşkanı Erdoğan 16. kez çıktı o kürsüye. Ama bu seferki başkaydı. Bu sefer sadece Türkiye adına konuşmadı. Vicdanı susturulmuş bir dünyanın, sesi çıkmayan mazlumların, tahta protezlerle okula gitmeye çalışan çocukların sesi oldu. O konuşma Netanyahu'yu bitiren konuşmadır. İşin en enteresan tarafı şu: Erdoğan kürsüye çıktığında salon doldu. Trump konuşurken boşalan koltuklar, Erdoğan başlayınca yeniden doldu. Filistinliler coşkuyla dinledi, İsrail delegasyonu ise asık suratla oturdu. Sonra da dayanamadılar, terk ettiler salonu. Kaçmak, kabul etmektir. Çünkü dinleselerdi, o tahta protezleri, o yıkıntıların altından çıkarılan naaşları, o jeneratörleri çalışmayan hastaneleri savunmaları gerekecekti. Savunamazlardı. Kaçtılar. Erdoğan, Netanyahu'nun adını hiç anmadı. "N'sini bile geçirmedi". Çünkü Netanyahu şu an kendisine bulaşacak bir muhatap arıyor. "Bakın bana nasıl saldırıyor" diyerek mağdur rolü oynamak istiyor. Erdoğan bu tuzağa düşmedi. İsim vermedi ama zihniyeti tarif etti. "Öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet" dedi. İsimsiz ama adrese odaklı mesaj. O zihniyetin sahibi kim, herkes biliyor. Gazze'nin çocukları ve tahta protezler Konuşmanın en sarsıcı kısmı bence şu oldu: Erdoğan, Gazze'yi "dünyanın en büyük çocuk kabristanı" ve "en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölge" olarak tanımladı. Bir baba, bir dede olarak konuştu. "İçim parçalanarak söylüyorum" dedi. Bu cümleleri istatistik olarak okumak mümkün değil. Her rakamın arkasında bir isim, bir hikâye, bir gelecek var. Ellerini kaybetmiş çocukların tahtadan yapılmış protezlerle hayata tutunmaya çalıştığını anlattı Erdoğan. Bu detay tesadüfen seçilmedi. Bir çocuğun eli yerine tahta bir parçayla okula gitmesi, insanlığın iflasının fotoğrafıdır. Erdoğan o fotoğrafı BM'nin duvarına astı. Kimse artık o duvardan gözünü kaçıramayacak. Erdoğan'ın konuşmasının en güçlü cümlelerinden biri buydu: "Kimse kusura bakmasın. Bu Tayyip Erdoğan'ın şahsi meselesi değildir. Bu insani bir meseledir. Hepimiz için vicdani bir meseledir." Ve o kürsüden dünyaya bir soru sordu: Yüreğinde merhamet olan hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatabilir mi? Cevap belli. Kapatamaz. Ama kapatıyorlar. İşte Erdoğan'ın kızdığı nokta bu. Görmezden gelinen bir soykırım var. Erdoğan sadece İsrail'i değil, BM'nin kendisini de eleştirdi. "Dünya 5'ten büyüktür" dedi yine. 190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin keyfine bağlı olduğunu söyledi. Güvenlik Konseyi'nin reforme edilmesi gerektiğini vurguladı. Bu eleştiri aslında Netanyahu'yu bitiren konuşmanın bir parçası. Çünkü Netanyahu'nun cesaret aldığı yer, o 5 ülkenin vetosu. ABD veto etmese, İsrail bu kadar rahat katliam yapamaz. Erdoğan o vetoyu da hedef aldı. Sadece semptomu değil, hastalığı teşhis etti. Sonuç: Tarihe not düşüldü Erdoğan o kürsüden sadece bir konuşma yapmadı. Bir hesap sordu. Ve o hesabı, tarih de soracak. Netanyahu'nun adı, o konuşmanın gölgesinde kaldı. "Soykırımcı zihniyet" tanımı, artık onunla birlikte anılacak. Netanyahu'yu bitiren konuşma bu işte. Bir liderin ağzından çıkıp, milyonların vicdanına yerleşen bir konuşma. Tarih, bu konuşmayı yazdı. Gerisini vicdan sahibi insanlar tamamlayacak.
Ekleme Tarihi: 25 Eylül 2026 -Cuma

Netanyahu'yu bitiren konuşma

Cumhurbaşkanı Erdoğan 16. kez çıktı o kürsüye. Ama bu seferki başkaydı. Bu sefer sadece Türkiye adına konuşmadı. Vicdanı susturulmuş bir dünyanın, sesi çıkmayan mazlumların, tahta protezlerle okula gitmeye çalışan çocukların sesi oldu.

O konuşma Netanyahu'yu bitiren konuşmadır.

İşin en enteresan tarafı şu: Erdoğan kürsüye çıktığında salon doldu. Trump konuşurken boşalan koltuklar, Erdoğan başlayınca yeniden doldu. Filistinliler coşkuyla dinledi, İsrail delegasyonu ise asık suratla oturdu. Sonra da dayanamadılar, terk ettiler salonu.

Kaçmak, kabul etmektir. Çünkü dinleselerdi, o tahta protezleri, o yıkıntıların altından çıkarılan naaşları, o jeneratörleri çalışmayan hastaneleri savunmaları gerekecekti. Savunamazlardı. Kaçtılar.

Erdoğan, Netanyahu'nun adını hiç anmadı. "N'sini bile geçirmedi". Çünkü Netanyahu şu an kendisine bulaşacak bir muhatap arıyor. "Bakın bana nasıl saldırıyor" diyerek mağdur rolü oynamak istiyor.

Erdoğan bu tuzağa düşmedi. İsim vermedi ama zihniyeti tarif etti. "Öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet" dedi. İsimsiz ama adrese odaklı mesaj. O zihniyetin sahibi kim, herkes biliyor.

Gazze'nin çocukları ve tahta protezler

Konuşmanın en sarsıcı kısmı bence şu oldu: Erdoğan, Gazze'yi "dünyanın en büyük çocuk kabristanı" ve "en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölge" olarak tanımladı. Bir baba, bir dede olarak konuştu. "İçim parçalanarak söylüyorum" dedi.

Bu cümleleri istatistik olarak okumak mümkün değil. Her rakamın arkasında bir isim, bir hikâye, bir gelecek var. Ellerini kaybetmiş çocukların tahtadan yapılmış protezlerle hayata tutunmaya çalıştığını anlattı Erdoğan. Bu detay tesadüfen seçilmedi. Bir çocuğun eli yerine tahta bir parçayla okula gitmesi, insanlığın iflasının fotoğrafıdır.

Erdoğan o fotoğrafı BM'nin duvarına astı. Kimse artık o duvardan gözünü kaçıramayacak.

Erdoğan'ın konuşmasının en güçlü cümlelerinden biri buydu: "Kimse kusura bakmasın. Bu Tayyip Erdoğan'ın şahsi meselesi değildir. Bu insani bir meseledir. Hepimiz için vicdani bir meseledir."

Ve o kürsüden dünyaya bir soru sordu: Yüreğinde merhamet olan hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatabilir mi? Cevap belli. Kapatamaz. Ama kapatıyorlar. İşte Erdoğan'ın kızdığı nokta bu. Görmezden gelinen bir soykırım var.

Erdoğan sadece İsrail'i değil, BM'nin kendisini de eleştirdi. "Dünya 5'ten büyüktür" dedi yine. 190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin keyfine bağlı olduğunu söyledi. Güvenlik Konseyi'nin reforme edilmesi gerektiğini vurguladı.

Bu eleştiri aslında Netanyahu'yu bitiren konuşmanın bir parçası. Çünkü Netanyahu'nun cesaret aldığı yer, o 5 ülkenin vetosu. ABD veto etmese, İsrail bu kadar rahat katliam yapamaz. Erdoğan o vetoyu da hedef aldı. Sadece semptomu değil, hastalığı teşhis etti.

Sonuç: Tarihe not düşüldü

Erdoğan o kürsüden sadece bir konuşma yapmadı. Bir hesap sordu. Ve o hesabı, tarih de soracak. Netanyahu'nun adı, o konuşmanın gölgesinde kaldı. "Soykırımcı zihniyet" tanımı, artık onunla birlikte anılacak.

Netanyahu'yu bitiren konuşma bu işte. Bir liderin ağzından çıkıp, milyonların vicdanına yerleşen bir konuşma. Tarih, bu konuşmayı yazdı. Gerisini vicdan sahibi insanlar tamamlayacak.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turkishdailynews.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.