Türkiye'nin en güvenilmez adamını TIME dergisinin "en etkili 100 kişi" listesine hangi güç taşıdı? Aynı ismi "en çok güvenilenler" listesinin başına kimler yerleştirdi?
Bu mekanizmayı çözmeden Türkiye'de olup bitenleri anlamak gerçekten zor.
Haluk Levent'in ayaklarını yerden kesen bu yükselişin mühendisleri görünürde medya, gazeteciler, sanatçılar ve muhalif siyasi aktörler. Hepsi tanıdık, bildik isimler. Zaaflarıyla, hırslarıyla, kariyer hesaplarıyla ortada, göz önünde duruyorlar.
Asıl sihir, hepsine aynı anda, aynı cümleleri kurdurtabilmekte. Bu kişileri gözü kapalı bir şekilde tek bir hedefe yöneltmek, işte asıl güç bu.
Haluk Levent'i vitrine çıkardıklarında amaçlarının bu tekinsiz figürü bir yardım meleğine dönüştürmek olduğunu sanmayın. Hedef, muhalif sokağın çekip çevrilmesiydi. Her zaman asıl mesele budur zaten – sadece koşullara, zamana, güne uygun bir kılıfa sokulur.
Depremin ardından devletin itibarını yerle bir etmeye kalktılar. Muhalif sokağa siyasal iktidarın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, devlet olma sorumluluğunu yerine getiremediğini göstermeye çalıştılar. Bu göreve talip olarak Haluk Levent'i ve Ahbap ile uzun süredir hazırlanan Oğuzhan Uğur'un Babala'sını vitrine sürdüler.
Ve tekrar aynı soru: Proje Haluk Levent ve Babala TV patladığında, özür dilemek için sıraya giren, "yanıldık" diye gerekçe uyduran gazeteci, sanatçı ve siyasetçi tayfasını harekete geçiren bir karanlık el yok mu?
Karanlık bir madde gibi muhalif alanı dolduran, bu isimleri lego gibi istediği şekle sokan, istediği hedefe yönlendiren bir aklı göremiyor musunuz?
Her seferinde "yanıldık" diyerek özür dileyecekleri yeni bir siyasi operasyona nasıl alet olabiliyorlar?
Muhalif medya ve siyasetin İsrail'in 5. kol faaliyetlerinin bir aparatı haline geldiğini hala çözemedik mi?
Gazze'de tarihin en büyük çocuk katliamını gerçekleştiren, gündüz gözüyle soykırım yapan İsrail dururken; Filistinlileri topraklarını satmakla suçlayan Oğuzhan Uğur gibiler, nasıl oldu da muhalif sokağın gözde "yardım meleği"ne dönüştü?
Şimdi anladık mı?
