İsrail'in Eylül 2024'te Lübnan Hizbullah'ının iletişim cihazlarını uzaktan, eş zamanlı patlattığı o operasyonu dünya büyük bir şaşkınlıkla izledi.
Uluslararası haber ajanslarının başlangıçta geçtiği haberler kafa karıştırıcıydı. Yerel haber siteleri de Lübnan Hizbullahı'na yakın kişilerin taşıdığı cihazların durduk yerde patladığını söylüyordu.
Patlamaların neden ve nasıl meydana geldiği anlaşılmamıştı; ta ki kamera görüntülerinde çağrı cihazlarının bomba gibi patladığı tespit edilene kadar.
Araştırmalar, İsrail gizli servisi MOSSAD'ın Lübnan Hizbullah'ının tedarik zincirine sızdığını ve örgütün iç iletişim için yurt dışından aldığı çağrı cihazı ve telsizlere önceden patlayıcı yerleştirerek bunları tuzakladığını ortaya çıkardı.
Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre saldırıda en az 42 kişi hayatını kaybetti, 3.400'den fazla kişi yaralandı. Kurbanlar arasında çocuklar ve sivil vatandaşlar da vardı.
İsrail Başbakanı Netanyahu sonradan saldırının sorumluluğunu açıkça kabul etti.
Türkiye şu sıralar büyük bir yolsuzluk skandalıyla çalkalanıyor. Yolsuzluğa bulaşanlar arasında iktidara yakın olan da var, muhalefete yakın olan da. Ayrıca siyasi bağlantısı belirsiz vurguncu çetelerin ve piyasa dolandırıcılarının sayısı da hayli fazla.
Piyasaları denetlemekle sorumlu olan kişi ve kurumlar, bu yolsuzluğa sebebiyet verdikleri ve göz yumdukları gerekçesiyle aslında en büyük sorumluluğa sahiptir.
Ancak tüm hadise piyasayı dolandırmaktan, soygundan ve yolsuzluktan ibaret değil. Fon skandalının, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ve onun temsil ettiği devletin iç ve dış politikasını bertaraf etmeyi amaçlayan derin bir operasyonun parçası hâline getirildiği de gözden kaçırılmamalı.
Ekonomik istikrar çökerse siyasi istikrar da bozulur. Devletin dış politikası zayıflar, kısa sürede bütün mevzileri terk etmek zorunda kalırsınız. Bu açıdan ekonomik istikrar Türkiye için hayati önemdedir.
Fon skandalına bulaşan aktörlerin siyasi ve bürokratik bağlantıları, amaçları ve hesapları doğru düzgün bir şekilde soruşturulmalı. Kim nefsine yenilmiş, kim aç gözlü bir dolandırıcı, kim siyasi ve bürokratik makamını, yetkisini para uğruna kötüye kullanmış ve kimler MOSSAD tarafından ayarlanmış, çağrı cihazları gibi patlamaya hazır ajanlar veya piyonlar hâline gelmiş; hepsi ortaya çıkarılmalı.
Biliyorum; bu tespitlere çok kişi tepki gösteriyor. Yolsuzlukları örtmeye çalıştığımızı düşünüyorlar. Aslında AK Parti yapısı kadar bu yolsuzluklara şiddetli tepki gösteren başka bir yapı yok. Sözcü'nün manşetine bakın; toplumun duygularına tercüman olduğu için herhalde AK Parti Milletvekili Serkan Bayram'ın açıklamalarını manşetine taşımış; CHP, İYİ Parti veya Yeni Partililerin değil.
Unutmayın; Filistin devletini veya iki devletli çözüm modelini dünyada samimi olarak savunan artık Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Türkiye'sinden başka hiçbir devlet ve güç kalmadı. Filistin devletinin kurulması, "Büyük İsrail" projesinin ve İsrail'in bölgesel hegemonyasının da sonu anlamına geliyor.
Erdoğan'ın ve onun temsil ettiği dünya görüşünün, devlet politikasının ve dayandığı sosyolojinin gözden düşürülüp bertaraf edilmesi İsrail açısından son derece hayati önem taşıyor. Fon skandalının, Erdoğan'ın BM'de İsrail'i dünyada yalnızlaştırdığının ve İsrail Başbakanı Netanyahu'nun soykırımcı bir figür olduğunu uluslararası sistemde tasdik ettirdiğinin hemen ertesinde, BM dönüşünde patlak vermesinin tesadüf olduğunu sanıyorsak gerçekten kendimizi kandırırız. İsrail, fon krizini de tıpkı Lübnan'daki çağrı cihazlarında olduğu gibi zaman ayarlı biçimde patlatmıştır.
Şüphesiz bu söylediklerim, yolsuzluğa bulaşanları korumak anlamına gelmiyor. Adı geçen ve hangi büyük makamla bağlantısı olursa olsun, her kim varsa üzerine gidilmeli; yargıdan kaçırılmamalı. Siyasetin ve toplumun büyük bir güven kırılması yaşadığı muhakkaktır. Bunu şeffaf, samimi bir soruşturma ve yargılamayla tamir etmek mümkündür. Bunun için de gereken kararlılık sadece sözde değil, pratikte de gösterilmelidir.
