ABD ile İran arasında tarihi bir anlaşmaya doğru adım adım ilerleniyor. İki ülke arasında cuma günü İsviçre'de imzalanması beklenen mutabakat zaptının ilk aşaması tamamlanıyor. Bu aşama, Lübnan'ı da kapsayan tüm cephelerde ateşkesi öngörüyor. Cenevre'deki törenin ardından tarafların taahhüt ettiği adımlar devreye girecek: Hürmüz Boğazı ticarete açılacak, abluka kaldırılacak ve İran'ın dondurulmuş varlıkları kademeli olarak serbest bırakılacak. Mutabakat zaptı ayrıca İran'ın küresel ekonomiye entegrasyonunu da içeren kapsamlı bir ambargo kaldırma sürecini de kapsıyor.
İran tarafının kamuoyuna yansıttığı 14 maddelik detaylar arasında en çarpıcı olanı, ABD'nin İran'ın imarı için 300 milyar dolarlık fon sağlayacağı maddesi. ABD tarafından teyit edilmeyen ve "savaş tazminatı" olarak yorumlanan bu hususun, daha çok İran iç kamuoyuna yönelik bir söylem olduğu değerlendiriliyor.
ABD Başkanı Trump ise gözünü ikinci aşamaya dikmiş durumda. Ona göre asıl kritik süreç, İran'ın nükleer programının masaya yatırılacağı 60 günlük müzakere dönemi. Beyaz Saray, nihai büyük anlaşmanın ancak bu müzakerelerin tamamlanmasıyla mümkün olacağının altını çiziyor.
Dolayısıyla zafer tanımı taraflara göre değişiyor: İran için kazanç, mutabakatın birinci aşaması; ABD içinse asıl hedef, ikinci aşamadaki nükleer mutabakat.
Bu tablodan İran memnun, Trump memnun. Ancak İsrail açıkça memnun değil ve bunu her fırsatta dile getiriyor. Yönetim içinde de sessiz sedasız bir rahatsızlık var: CIA Direktörü John Ratcliffe şüphelerini dile getirirken, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth de çekincelerini ortaya koydu.
Özetle ortada şöyle bir fotoğraf var: 28 Şubat'ta ABD-İsrail ekseninin İran'a karşı başlattığı savaştan, İran'ın güçlü çıktığı izlenimi hâkim. Bu durumdan en çok rahatsız olanlar ise İsrail ve onun ABD yönetimindeki etkili isimleri.
İşte tam bu noktada Trump'ın patronluğu asıl sınava giriyor. Eğer Netanyahu'nun İran anlaşmasını sabote etmesini engellemeyi başarırsa, kendisini kanıtlamış olacak. Ama anlaşmayı tamamlayamazsa, ABD'nin gerçek patronunun kim olduğu—Netanyahu'nun daha önce ima ettiği gibi İsrail mi—sorusu daha da netleşecek.
