Silahsız kuvvetler de hesap versin

21.08.2021 - 14:54, Güncelleme: 14.02.2024 - 06:37 1708+ kez okundu.
 

Silahsız kuvvetler de hesap versin

28 Şubat’ın cuntacı askerleri nasıl cezalandırılıp hapse gönderildiyse, darbenin medya, sermaye, siyaset, akademi, yargı ve STK ayağına da hesap sorulması gerekiyor.

Başını Aydın Doğan medyasının çektiği karanlık kuruluşlar, yalan haber ve yorumlarla seçimle iş başına gelen iktidara darbe çağrısı yaptılar, Fatih Altaylı, Emin Çölaşan, Ertuğrul Özkök gibi yazar bozuntuları, başörtülü hanım öğrencilere küfrettiler. Akademi sahasında Kemal Alemdaroğlu, Nur Serter gibi laikçi yobazlar, başörtülü talebelere üniversiteleri dar etti, ikna odaları oluşturarak çağ dışı uygulamalara imza attı. TİSK, TESK, DİSK, TOBB, TÜRK- İŞ’in ana aktörü olduğu 5’li çete ve TÜSİAD, darbenin sermaye ve sivil toplum ayağını oluşturdu. Sabih Kanadoğlu, Savaş Vural, Nuh Mete Yüksel gibi yargıç kılıklı cüppeli militanlar, cuntacılardan aldıkları brifinglerle hukuku ayaklar altına aldı. TBMM’de “Bu hanıma haddini bildirin” tehditleri havada uçuştu, CHP/DSP gibi partiler cuntanın siyasi uzantısı oldu. 28 Şubat’ın aktörleri Çevik Bir, Erol Özkasnak, Çetin Doğan’ın aralarında yer aldığı 14 darbeci paşanın cezaevine tıkıldığı mevcut süreçte, bu kesimlerden de hesap sorulması bekleniyor.   28 Şubat’ı sadece askerler yapmadı 28 Şubat mağdurlarından Yazar Tayyar Tercan, darbede cuntacılara zemin hazırlayan sivillerin de yargılanması gerektiğini belirterek, şunları dile getirdi: “Darbe sadece askerle yapılmaz. Zemin oluşmazsa asker darbeye kalkışamaz. Askere o zemini hazırlayan ayaklar vardı. Medya manipülatif ve provokatif haberlerle darbeye zemin hazırladı. Sermaye ayağı, meşru iktidara tavır alıp onun aleyhine çalıştı. Sokaklara inen rektörler, akademisyenler vardı. 5’li çete olarak bilinen sendikacılar aktif rol oynadı. Parti kapatan, alnı secdelileri tuhaf gerekçelerle yargılayıp cezalandıran yargıçlardan oluşan yargı ayağı vardı. Sabih Kanadoğlu başta olmak üzere yargı ayağı cezalandırılmalıdır.”   Bu zihniyetin tamamı hesap versin Tercan, 15 Temmuz’da olduğu gibi 28 Şubat darbesinde de cuntanın medya, sermaye, siyaset, akademi, yargı, STK ayağı açığa çıkarılarak yargılanması gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam etti: “28 Şubat’ın mağduru ve mazlumu olan insanlar sadece paşalar değil, darbeci zihniyetin tamamından hesap sorulmasını bekliyor. Sıra onlardadır. Bunlara öyle cezalar verilmelidir ki, bir daha o cürümleri işlemeyi akıllarına bile getiremesinler. Darbeye zemin hazırlayan medya mensupları bugün de aynı rolü üstleniyor. Sivil toplum kuruluşu uzantıları bugün yine milleti kutuplaştıracak açıklamalar yapıyor. Cezasız kalan her suç meşruiyet kazanır.”   İkna odası mağduru konuştu 28 Şubat karanlığının tanıklarından, ikna odaları mağduru Nevin Öner Karakuş da, gazetemize yaptığı açıklamada, cuntacı paşaların ceza almasının olumlu ancak yetersiz olduğunu belirterek, şunları ifade etti: “Darbenin akademi ve medya uzantıları mutlaka yargılanmalı. İstanbul Üniversitesi 3’üncü sınıf öğrencisiyken darbe süreci başladı ve bize yönelik zulümler günden güne arttı. Edebiyat Fakültemizde çok sayıda başörtülü olduğu için diğer fakültelerdeki yasakları uygulayamadılar. 4’üncü sınıfa gelince başörtüsüz fotoğraf dayatmasıyla bizi kayıt etmemeye karar verdiler. Taahhütname imzalatma şekliyle okula almadılar. Son sınıfta başörtüsü nedeniyle kaydımı yenilemeyip, ikna odalarında başörtüm çıkarılmak istendi. Tesettürüme sahip çıktığım ve el ele eylemlerinde yer aldığım gerekçesiyle atıldım. Okulumu 2012’de af gelip başörtüsü yasağı olmadan okulumu bitirmiş oldum.”   Fatih Altaylı’nın küfürleri Medya ayağına vurgu yapan Karakuş, şunları dile getirdi: “O dönem medya da bizden ‘irticacı’, ‘Fadime Şahinler’ diye bahsediyor ve toplumun önüne atıyordu. Özellikle Fatih Altaylı’nın tesettürlü kadınlara ettiği küfürlerin hesabı mutlaka sorulmalıdır. O iğrenç yazıyı hiç unutamam. Başını açmayıp eylemlerle direnen öğrencileri her gün manşetlerde hedef gösterdiler. Üniversiteye gitmek için otobüse bindiğimizde dakikalarca hakaret duyuyorduk. Nişantaşı’nda, Osmanbey’de, Harbiye’de seküler kesimin ağırlıkta olduğu bölgelerde ağır hakaretlerle, müdahalelerle karşılaşıyorduk.”   Bunlar Taliban’dan beterdi Nevin Öner Karakuş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün Taliban’a neyi atfediyorlarsa bunlar 20 küsur sene önce aynısını bize yaptılar. Genç hanım kardeşlerimiz de bu zulmü yaşasın istemiyoruz bu nedenle bize o zulmü yaşatan darbenin akademi ve medya uzantıları kesinlikle yargılanarak cezalandırılmalıdır. Adına savaş politikası mı denir, caydırma politikası mı denir bilmem ama dünyanın en korkunç uygulamalarına şahit olduk. Anne babalarının okusun diye gönderdiği daha 18-19 yaşında Anadolu’dan gelmiş birçok genç kızı eğitimden kopardılar, gözyaşlarını akıttı bunlar.”
28 Şubat’ın cuntacı askerleri nasıl cezalandırılıp hapse gönderildiyse, darbenin medya, sermaye, siyaset, akademi, yargı ve STK ayağına da hesap sorulması gerekiyor.

Başını Aydın Doğan medyasının çektiği karanlık kuruluşlar, yalan haber ve yorumlarla seçimle iş başına gelen iktidara darbe çağrısı yaptılar, Fatih Altaylı, Emin Çölaşan, Ertuğrul Özkök gibi yazar bozuntuları, başörtülü hanım öğrencilere küfrettiler. Akademi sahasında Kemal Alemdaroğlu, Nur Serter gibi laikçi yobazlar, başörtülü talebelere üniversiteleri dar etti, ikna odaları oluşturarak çağ dışı uygulamalara imza attı. TİSK, TESK, DİSK, TOBB, TÜRK- İŞ’in ana aktörü olduğu 5’li çete ve TÜSİAD, darbenin sermaye ve sivil toplum ayağını oluşturdu. Sabih Kanadoğlu, Savaş Vural, Nuh Mete Yüksel gibi yargıç kılıklı cüppeli militanlar, cuntacılardan aldıkları brifinglerle hukuku ayaklar altına aldı. TBMM’de “Bu hanıma haddini bildirin” tehditleri havada uçuştu, CHP/DSP gibi partiler cuntanın siyasi uzantısı oldu. 28 Şubat’ın aktörleri Çevik Bir, Erol Özkasnak, Çetin Doğan’ın aralarında yer aldığı 14 darbeci paşanın cezaevine tıkıldığı mevcut süreçte, bu kesimlerden de hesap sorulması bekleniyor.

 

28 Şubat’ı sadece askerler yapmadı
28 Şubat mağdurlarından Yazar Tayyar Tercan, darbede cuntacılara zemin hazırlayan sivillerin de yargılanması gerektiğini belirterek, şunları dile getirdi: “Darbe sadece askerle yapılmaz. Zemin oluşmazsa asker darbeye kalkışamaz. Askere o zemini hazırlayan ayaklar vardı. Medya manipülatif ve provokatif haberlerle darbeye zemin hazırladı. Sermaye ayağı, meşru iktidara tavır alıp onun aleyhine çalıştı. Sokaklara inen rektörler, akademisyenler vardı. 5’li çete olarak bilinen sendikacılar aktif rol oynadı. Parti kapatan, alnı secdelileri tuhaf gerekçelerle yargılayıp cezalandıran yargıçlardan oluşan yargı ayağı vardı. Sabih Kanadoğlu başta olmak üzere yargı ayağı cezalandırılmalıdır.”

 

Bu zihniyetin tamamı hesap versin
Tercan, 15 Temmuz’da olduğu gibi 28 Şubat darbesinde de cuntanın medya, sermaye, siyaset, akademi, yargı, STK ayağı açığa çıkarılarak yargılanması gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam etti: “28 Şubat’ın mağduru ve mazlumu olan insanlar sadece paşalar değil, darbeci zihniyetin tamamından hesap sorulmasını bekliyor. Sıra onlardadır. Bunlara öyle cezalar verilmelidir ki, bir daha o cürümleri işlemeyi akıllarına bile getiremesinler. Darbeye zemin hazırlayan medya mensupları bugün de aynı rolü üstleniyor. Sivil toplum kuruluşu uzantıları bugün yine milleti kutuplaştıracak açıklamalar yapıyor. Cezasız kalan her suç meşruiyet kazanır.”

 

İkna odası mağduru konuştu
28 Şubat karanlığının tanıklarından, ikna odaları mağduru Nevin Öner Karakuş da, gazetemize yaptığı açıklamada, cuntacı paşaların ceza almasının olumlu ancak yetersiz olduğunu belirterek, şunları ifade etti: “Darbenin akademi ve medya uzantıları mutlaka yargılanmalı. İstanbul Üniversitesi 3’üncü sınıf öğrencisiyken darbe süreci başladı ve bize yönelik zulümler günden güne arttı. Edebiyat Fakültemizde çok sayıda başörtülü olduğu için diğer fakültelerdeki yasakları uygulayamadılar. 4’üncü sınıfa gelince başörtüsüz fotoğraf dayatmasıyla bizi kayıt etmemeye karar verdiler. Taahhütname imzalatma şekliyle okula almadılar. Son sınıfta başörtüsü nedeniyle kaydımı yenilemeyip, ikna odalarında başörtüm çıkarılmak istendi. Tesettürüme sahip çıktığım ve el ele eylemlerinde yer aldığım gerekçesiyle atıldım. Okulumu 2012’de af gelip başörtüsü yasağı olmadan okulumu bitirmiş oldum.”

 

Fatih Altaylı’nın küfürleri
Medya ayağına vurgu yapan Karakuş, şunları dile getirdi: “O dönem medya da bizden ‘irticacı’, ‘Fadime Şahinler’ diye bahsediyor ve toplumun önüne atıyordu. Özellikle Fatih Altaylı’nın tesettürlü kadınlara ettiği küfürlerin hesabı mutlaka sorulmalıdır. O iğrenç yazıyı hiç unutamam. Başını açmayıp eylemlerle direnen öğrencileri her gün manşetlerde hedef gösterdiler. Üniversiteye gitmek için otobüse bindiğimizde dakikalarca hakaret duyuyorduk. Nişantaşı’nda, Osmanbey’de, Harbiye’de seküler kesimin ağırlıkta olduğu bölgelerde ağır hakaretlerle, müdahalelerle karşılaşıyorduk.”

 

Bunlar Taliban’dan beterdi
Nevin Öner Karakuş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün Taliban’a neyi atfediyorlarsa bunlar 20 küsur sene önce aynısını bize yaptılar. Genç hanım kardeşlerimiz de bu zulmü yaşasın istemiyoruz bu nedenle bize o zulmü yaşatan darbenin akademi ve medya uzantıları kesinlikle yargılanarak cezalandırılmalıdır. Adına savaş politikası mı denir, caydırma politikası mı denir bilmem ama dünyanın en korkunç uygulamalarına şahit olduk. Anne babalarının okusun diye gönderdiği daha 18-19 yaşında Anadolu’dan gelmiş birçok genç kızı eğitimden kopardılar, gözyaşlarını akıttı bunlar.”

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turkishdailynews.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.